Yeşillikler içindeki Çınar Ormanı, kuş cıvıltıları ve hafif esen rüzgarıyla çocukların en sevdiği yerdi. Ormanın ortasında küçük bir dere akıyor, taşların üzerinden su neşeyle zıplıyordu.
Elif sabah erkenden uyanmış, çantasını sırtlamıştı. Arkadaşı Barış da onu bekliyordu.
— “Elif, bugün hangi oyunu oynayacağız?” diye sordu Barış.
— “Ormanın içinde saklı bir sır olduğunu duydum! Gel, birlikte keşfedelim,” dedi Elif heyecanla.
Yolda yürürlerken karşılarına neşeli Asya ve meraklı Mert çıktı.
— “Biz de geliyoruz!” dedi Asya.
— “Ormanda saklı bir sır mı var? Harika!” diye ekledi Mert.
Dörtlü neşeyle ormanın derinliklerine yürüdü. Çiçekler ve renkli kelebekler yollarını süslerken, ağaçların gölgeleri oyun alanı gibi uzanıyordu.
— “Bakın, bir ipucu buldum!” dedi Elif.
Taşların altına saklanmış küçük bir kutuyu gösteriyordu. Kutuda minik taşlar ve bir not vardı: “Ormanın en yüksek ağacına bakın.”
Hep birlikte en yüksek ağacın yanına geldiler. Barış, ağaca tırmanarak dalların arasında minik bir kapı buldu:
— “İşte sır burada! Hadi bakalım,” dedi gülerek.
Asya kapıyı açtı ve karşılarına renkli ışıklarla dolu bir küçük açıklık çıktı. Mert şaşkınlıkla:
— “Burası harika! Sanki sihirli bir oda,” dedi.
Çocuklar bir süre etraflarına bakındılar. Açıklığın içinde minik hayvanlar yaşıyordu: sevimli bir sincap, minik bir kaplumbağa ve birkaç kuş. Hayvanlar çocukları görünce neşeyle oynayarak karşılık verdi.
— “Biliyor musunuz?” dedi Elif, “Asıl sır, birlikte keşfetmenin verdiği mutluluk!”
Barış gülerek:
— “Evet, en güzel hazine bu!” dedi.
Ormanda gün boyunca oynadılar, taşlarla oyunlar yaptılar, minik hayvanlarla arkadaş oldular ve günün sonunda açıklığın ışıkları daha parlak görünüyordu. Her biri kendi evine dönerken içten bir mutluluk hissetti.
O günden sonra Çınar Ormanı, çocukların ve hayvanların birlikte oynadığı ve dostluğun en güzel şekilde yaşandığı bir yer olarak hatırlandı.